HÜSEYİN ÇAVUŞ



        HÜSEYİN ÇAVUŞ
            (Hüseyin Akkan)

         Köyümüzün merhum renkli simalarından Hüseyin Çavuş 1323 (hicri) yılında Gezende Köyünde doğdu. Babası Nuh efendi’nin Osman, Annesi Deli Başı’nın kızı Havva dır. Yaşadığı dönemde köydeki herkesin av merakı az buçuk vardır, ancak Hüseyin Çavuşun avcılık merakı ve avcılığı bütün çevre köylerde ün kazanmıştır. Ayrıca; 4 yılı aşkın bir süre askerlik yaptığından, askerlikten oldukça etkilenmiş, çavuş lakabını da köydeki bütün çavuşlar gibi  ( Ayhan Çavuş, Hacı İbrahim Çavuş, Ahmet Çavuş, Süleyman Çavuş, Seyit Çavuş) askerliğin akabinde almıştır. Vefatına kadar kendisine “dede” denmesinden hiç hoşlanmadığı gibi hayatı boyunca hiç içki, sigara hatta ilaç kullanmamış desek yalan olmaz. Ömrünün son yılına kadar doktora hiç gitmeyen Çavuş; yöremizin meşhur arabaşı çorbasının ve pekmezin doktordan daha evla olduğunu savunmuştur.

 

AVCILIK: Hüseyin çavuş ömrünün büyük bölümünü geyik, domuz ve kurt (canavar) avında geçirmiştir. Özellikle arkadaşları ile geyik avına gittiği zaman, haftalarca köye dönmeden dağlardaki inlerde (mağara) konaklayıp, vurduğu avlardan sonra köye haber vermek amacı ile büyükçe bir ateş yakarmış. Ateşi gören köy halkı katırlar ile erzak gönderir, katırları götüren kişi erzağı teslim ettikten sonra vurulan geyikleri yine katırlara yükleyip tekrar köye getirip halka pay edermiş. Ayrıca; Hüseyin çavuş’un canavar (kurt) gibi uluyup, kurdu yanına kadar getirerek vurduğuna defalarca şahit olunmuştur. Bu yüzden dir ki devlet çavuşun getirdiği kurt derisi ve domuz kuyrukları karşılığında yıllık cephane ihtiyacını karşılanırmış.

 

ASKERLİK: Eskiden askerlik bu günkü gibi belirli bir süre yapılmamakla birlikte genelde 4 yılı aşkın sürelerde yapılırmış. Ayrıca o dönemlerde maddi imkansızlıklardan mıdır bilinmez askerliğe gidilen yerler çok uzak olmazmış. Ermenek, Karaman, Konya, Adana gibi çevre il ve ilçelerde yapılırmış. Hüseyin Çavuş’ta askerliğini Karaman’da 4 yıl olarak yapmıştır. Askerliğin çavuşun hayatında çok büyük bir yeri vardır. Zira öldüğü 85 yaşına kadar askerlik anılarını her anlatışında ilk günkü heyecanı yaşardı. Köydeki düğünlerde köy halkını ve gençleri toplayarak yaptırdığı Talim, İçtima gibi uygulamalı piyes tarzındaki gösteriler yıllarca gelenekselleşmiş ve çavuş ile bütünleşmiştir.Düğünlerde; Tayyare geliyor yaaat! komutu ile halkı tam siper yerlere yatırması ve içtima düzeninde köylülerin yoklamasını alması halen hafızalardadır. (bu yoklamalarda en ilginç bölüm ise ahraz kardeşler Davut ve Mehmet’in burdaa anlamında bağırmaya çalışmalarıdır.)

 

AT:Hüseyin Çavuş’un en belirgin özelliklerinden biri de kendisi için gurur ve övünç kaynağı olan atlarıdır. Hayatının her döneminde atlarını seçerken ve yetiştirirken özel itina gösterir, atlarının aksesuarlarının (eyer, üzengi, yular, körüklü çizme vs.) her zaman gösterişli ve alımlı olmasına özellikle dikkat ederdi.

 

                Hüseyin Çavuş 15 Kasım 2000 yılında kalp rahatsızlığı nedeni ile Bardat’ta hakkın rahmetine kavuşmuş ve Türbe Mezarlığında yatmaktadır.

 

Hüseyin Çavuş’tan Bir Anı ;

 

                Rahmetli doktoru ve ilaç kullanmayı hiç sevmediği halde ölümünden bir yıl evvel mecburen doktora götürülür. Doktor da çeşitli muayenelerden ve tetkiklerden sonra kendisine bir yığın ilaç verip nasıl ve ne zaman, hangi dozlarda ilaç alacağını kendisine ve yanındakilere anlatır.

                Malum ihtiyarlığı ve, hastalığı  kendine yakıştıramayan Hüseyin Çavuş ilaçları bir müddet kullanmaz, Ancak rahatsızlığı artınca kullanmaya başlar. Yalnız doktorun verdiği dozu hesaba katmadan bir an önce iyileşip ayağa kalkmak amacı ile ilaçları normalden biraz fazla alınca; öğlen sonu, ikindi vakti oğlum Bilal gece yarısı olmuş neden ışıkları yakmadınız diye sızlanınca ben de dede vakit daha ikindi ne ışığı dedim. Lüüüeeen benimile eğlenirmin her yan garanlık hoyuu deyince mecburen babamı çağırdım. Babam sormasına rağmen dedem hiç ilaçlardan kapak kaldırmıyor. Gerçek olan dedemin gözlerinin görmez olduğu ve başının döndüğü. Rahmetlinin şansına Cuma pazarına gelen seyyar doktor dedemi muayene edip gerekli müdahaleyi yapınca dedem biraz rahatladı ancak ertesi gün görebildi.  

 

HÜSEYİN ÇAVUŞ VE ÇEKİRGE

 

       Yaz aylarından birinde Hüseyin çavuş aile efradı ile birlikte alanda (ayaş boğazında) harman galdırıken. Öğle vakti olmuş, havada öyle sıcak ki; tam manda bayıltan cinsinden. Malum horanta hem yorgun hem aç, Neyse sofra kurulur, nevalede Allah ne verdiyse ortaya konur. Tarlada, tapanda Gezende’linin vaz geçemediği yemeklerden biri batırık biride (canınız ummasın) ayranlı çorbadır evelallah. Gocaman bi tasa ayrannı çorba yapılır üstüne de güzelce kekik serpilir. Rahmetli çavuş, tahta kaşığını şöyle okkalı cinsinden bi daldırır çorbaya, tam ağzına götürecekken harmanda vıcır vıcır kaynayan çekirgelerden biri kaşığın ortasına düşer. Hüsiiin çavuş alır çekirgeyi “ocağın küllene” diye söylenerek atar. İkinci kaşığı daldırır tam yutacakken gene çekirge atlar, “himinalla himine sabirin” der ve onu da atar dışarı, Üçüncü kaşıkta (ayarlımın a mübarek) gene çekirge gene kaşığa, çavuş bu sefer istifini hiç bozmadan çorbayla birlikte çekirgeyi de mideye indiriverir ve ekler: “hindi gayri sabah olacak diiii (diye) bekle anacığını……”

 

 

Bilal Akkan

 

          

BARDAT
 
Reklam
 
HABERLER
 

SPONSORLAR
 

SİTEMİZE KATKILARINDANDOLAYI
ULU İNŞAAT AİLESİNE
TEŞEKKÜR EDERİZ

  SİTEMİZEKATKILARINDANDOLAYI
ARDA GOLD'A
TEŞEKKÜR EDERİZ

 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
.....